//50 yil HTIB: Mustafa Ayrancı 50.Yıl Konuşması

50 yil HTIB: Mustafa Ayrancı 50.Yıl Konuşması

HTIB Başkanı Mustafa Ayrancı’nın 14 Haziran 2024’te 60 yıllık göçün ve HTIB’in 50. yılı kutlama resepsiyonunda yaptığı konuşma.

Merhaba dostlar hoşgeldiniz,

Bildiğiniz gibi bu sene göçün 60. ve HTİB’in de 50. yılı.

1964 yılının sıcak bir Ağustos gününde, Hollanda’nın ve Türkiye’nin çalışma bakanları Ankara’da bir araya gelip, işçi göçü anlaşmasına imza attıklarında, 60 sene sonra Hollanda’da 450 bin Türkiyelinin yerleşik olarak yaşayacağını, o imza anında milyonlarca insanın geleceğini belirlediklerini herhalde tasavvur etmemişlerdi. Onlar muhtemelen diğer Avrupa ülkelerin yaptığı gibi geçici sonuçlar doğuracak herhangi bir işbirliği anlaşmasına imza attıklarını düşünüyorlardı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan yıkılmış ve harap vaziyette çıkan Avrupa, Amerika’nın sağladığı Marşal yardımıyla ayağa kalkmaya çalışıyordu. Her alanda yatırımlar yapılıyordu, her taraf bir inşaat alanına dönmüştü. Bu nedenle ucuz, vasıfsız işgücüne büyük ihtiyaç vardı.

Aynı dönemde Türkiye’de ise kapitalizm henüz yeni gelişiyordu ve köylerden kentlere büyük bir akın vardı. Yatırımlar yeterli olmadığı için kentlerin varoşlarında işgücü fazlası oluşmuştu. Türkiye, Avrupa ülkelerinin vasıfsız işgücü isteğini büyük bir memnuniyetle kabul etti. Çünkü böylelikle hem işsizlik azaltılmış, hem de dışarıdan döviz gelmesinin yolu açılmış oluyordu. Ayrıca giden işçiler kalifiye olarak geri döneceklerdi. Yani bir taşla birkaç kuş vurulmuş olacaktı.

Anlaşmaların imzalanmasından sonra yüzbinlerce insan Avrupa ülkelerinin Türkiye’de açtığı iş bürolarının önünde kuyruğa girdiler. Baştan aşağı kontrolden geçiriliyor, sağlıklı olup olmadıkları araştırılıyordu. Türkiye’de işçi alım bürosu açan ülkelerden birisi de Hollanda idi. İşte Hollanda’ya gelmek için büronun önünde sıraya giren bu işçiler bizim babalarımız, annelerimiz, yakınlarımızdı. Yani bizlerdik.

Kimileri Türkiye’nin güneyinden, kimileri kuzeyinden, kimileri doğusundan, kimileri batısından geldi. Kimileri köylü, kimileri işçi, kimileri küçük esnaf, kimileri ev kadınıydı. Kimileri ise Türkiye’deki zulümden, anti-demokratik baskılardan kaçıp geliyorlardı. Onlar öğrenciydi, aydındı, sosyalistti, Kürt’tü, Aleviydi, Ezidi’ydi, Ermeni’ydi, Süryani’ydi ve ülkesinde daha fazla demokrasi, özgürlük, adalet, eşitlik ve insan hakları istiyordu. Egemen çevreler bunlara tahammül edemediler. Astılar, kestiler, işkencelere yatırdılar, hapislere attılar, yetmedi sürgün ettiler.

Çarpık kapitalist düzenin estirdiği uğursuz rüzgar hepimizi önüne kattı, savurdu, doğduğumuz, büyüdüğümüz toprakları, ailelerimizi, sevdiklerimizi terk etmek zorunda kaldık. Ekmek parası için yollara düştük. Yakın tarihin gördüğü en büyük işçi göçlerinden birisi böylece yaşandı. Avrupa’nın bize, bizim de onlara ihtiyacımız vardı. Birkaç yıl geçince ülkemize dönüp, kaldığımız yerden yaşantımıza devam edecektik. Ama öyle olmadı. Koşullar bizi zorladı ve gurbet ellerde kaldık. Sonra eşlerimizi, çocuklarımızı yanımıza aldık. Sayımız arttı. Dün sayımız onlarla, yüzlerle sayılıyordu. Bugün binlerle, yüzbinlerle sayılıyoruz.

Sadece sayımız artmadı, bu memlekette köklerimizin derinliği de arttı, kalıcı olduk. Artık kimse bize gastarbeider demiyor. Önce buitenlander, migrant dediler, sonra allochtoon olduk, şimdi Nederlandse Turken mertebesine terfi ettik. Bakalım bundan sonra hangi ismi bize takacaklar.

Ama hangi ismi takarlarsa taksınlar, bugün herkes şu gerçeği çok iyi bilmelidir:

Gidici değil, kalıcıyız. Bu toplumun bir parçasıyız ve bu saatten sonra kimse bunu değiştiremez. Evet, anavatanımız Türkiye’dir, Anadolu’dur ama yeni vatanımız Hollanda’dır. Herkesin bunu çok iyi bilmesinde, anlamasında fayda vardır.

Anlasınlar ki biz ne Türkiye’nin Hollanda’daki uzantısıyız, ne de buranın ikinci sınıf vatandaşıyız. Ne Ankara’nın ‘uzun kolunu’ ensemizde hissetmek, ne de Türkiye’nin ‘Truva Atı’ olarak görülmek istiyoruz. Evet, sorunlarımız var, ama bu sorunları burada çözebilecek güçteyiz, kimsenin hamiliğine ihtiyacımız yok. Gölge etmesinler başka ihsan istemiyoruz. Haklarımızı söke söke almasını da çok iyi biliriz.

Hem Türkiye’deki, hem de Hollanda’daki yöneticiler iyi bilsinler ki, biz bu toplumun eşit bir parçası olmak istiyoruz. Çünkü ekmeğimizi burada kazanıyoruz, bu toprakları yurt edindik, çocuklarımız burada doğdu, burada yaşayacaklar. Onun bunun maşası olmayı da, ayrımcılığı da, ikinci sınıf vatandaşlığı da, milliyetçiliği de, şovenizmi de, dini radikalizmi de kökten reddediyoruz. Bunun için sonuna kadar mücadele edeceğiz.

Sevgili dostlar,

50 yıl önce bir avuç insan bir araya geldi ve birlikte mücadele etmek kararı aldı. Yabancı bir ülkeye gelmiştik ve çok sorunumuz vardı. Bunları tek başına çözmemiz olanaksızdı. Gücümüzü birleştirmemiz, örgütlenmemiz gerekiyordu. Bu amaçla 37 kişi bir araya geldi ve Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği, HTİB’i kurdu.

Kuranların çoğu işçi ve birkaç tanesi de Türkiye’deki yarı-askeri idarenin zulmünden kaçan sosyalist gençlerdi. Derneğin kurucuları sadece Türkiyelilerden oluşmuyordu. Aramızda Hollandalı dostlarımız, yoldaşlarımız da vardı. Onlar da bir dayanışma komitesi kurarak bizimle birlikte mücadeleye atıldılar. Yani emeğimizin ortak ve enternasyonalist bir temeli var. İşte bugün bu örgütün 50. kuruluş yılını kutluyoruz.

Kurucularımızın hepsini tek tek arayıp bu güzel günümüzde aramızda olmaları için davet ettik. Gelebilecek durumda olanların çoğu bugün aramızda bulunuyor. Ama bulunamayanlar da var.

En başta dostumuz yoldaşımız ve uzun yıllar örgütümüze genel başkanlık yapan sevgili Nihat Karaman. Dostumuz ne yazık ki hain kurşunlara hedef oldu ve aramızdan erken ayrıldı. Sevgili Nihat’in acı kaybından sonra herkesin HTİB’in dağılmasını beklediği o zor koşullarda başkanlık görevini üstlenen ve HTİB’in yola devam etmesi için inanılmaz mücadele veren sevgili dostumuz Ramazan Tunç’a sizin de huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum.

Yine bir dönem genel başkanlığımızı yapan ve aramızdan erken ayrılan yoldaşlarımızdan birisi sevgili Naci Demirbaş’ı ve onunla birlikte Hollanda’da kadın hareketinin öncülerinden biri olan ve artık aramızda bulunmayan sevgili Özden Yalım’ı da anmaktayız. Bunların dışında HTİB yönetiminin değişik kademelerinde görev alan veya birer üye olarak katkıda bulunan ve yaşamlarını yitiren arkadaşlarımız Yılmaz Sevim, Hayrettin Atagül, İbrahim Ölmez, Refik Tezel ve daha nicelerini sevgiyle, saygıyla anıyoruz. Onlar yaşamlarını erken yitirdi ama eserleri, birlikte yarattığımız örgütün mücadelesinde devam ediyor. Anıları daim olsun.

Sevgili dostlar,

HTİB’in, Hollanda’nın ve Avrupa’nın en eski göçmen işçi örgütlerinden birisi olmasının sırrı, onun kuruluş felsefesinde yatıyor. HTİB kurulurken önüne şu iki amacı koydu: Hollanda’da eşit haklar için mücadele ve Türkiye’deki demokrasi güçleriyle dayanışma. İşte bu iki sağlam temel bizi bugünlere taşıdı. Son 50 yılda Hollanda’da eşit haklar ve Türkiye’de demokrasi güçleriyle dayanışma anlamında hiçbir eylem yoktur ki HTİB içinde yer almasın veya başını çekmesin. HTİB’i bugünlere getiren güç, onun sarsılmaz ideallerinde ve kararlı mücadelesinde yatıyor. Biz bu mücadeleyi yürütürken Hollanda sendikalarıyla, sivil toplum örgütleriyle, siyasi partilerle birlikte hareket etmeye özen gösterdik. Sadece Türkiyeliler değil, diğer uluslardan göçmen örgütleriyle beraber çalıştık.

Ayrıca sadece göçmenlerin sorunları ile değil, Hollanda genelindeki tüm sorunlarla ilgilendik, uluslararası forumlara, etkinliklere katıldık. Çevre ve barış hareketlerine destek olduk. Din, dil, cinsiyet ayrımı gözetmedik. 

Kadınlara ve çocuklara karşı uygulanan şiddete yönelik özgün çalışmalar yaptık. Ayrıca hiçbir Türkiyeli örgütün elini atmadığı, çekindiği, toplumumuzda bir tabu olan bir konuda, eşcinsellik konusunda da kapsamlı bir çalışma yürüttük. Bu konuların toplumumuzda konuşulabilir olmasını önemsiyoruz ve bu alandaki çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Sevgili dostlar,

Sanmayın ki eşit haklar mücadelemiz sadece sokaklarda, meydanlarda, toplantı salonlarında cereyan ediyor. Mücadelenin bir boyutu da hukuksaldır ve mahkeme salonlarında geçmektedir.

Anadilde eğitim ile ilgili hukuksal mücadelemiz istediğimiz gibi neticelenmese de geçmişte açtığımız ve kazandığımız davaların yanı sıra son dönemde PVV lideri Wilders’a karşı açtığımız dava neticesinde mahkeme kendisinin ırkçı ve ayrımcı olduğuna kanaat getirerek bu duruşumuzu teyit etti fakat ne yazık ki bu kişi hala bizim ülkemizin yönetiminde söz sahibi. Bu mücadelede bize destek olan avukat arkadaşlarımıza huzurunuzda içtenlikle teşekkür etmek istiyorum.

Mücadelemiz her alanda ve her boyutta sürüyor ve sürmeye devam edecek. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da haksızlıklara karşı direneceğiz ve haklarımızı söke söke alacağız. Bunun böylece bilinmesini istiyoruz.

60. yılımızda görüşmek üzere hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.

Yaşasın eşit haklar ve demokrasi mücadelemiz!

Yaşasın HTİB!